Genel Başkan Mustafa GÜÇLÜ: Ülke olarak "Ortak Akıl" geliştirilmelidir

Anadolu-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Mustafa GÜÇLÜ, Türkiye'nin içinden geçtiği zor şartlarda birlik ve beraberliğin muhafaza için ortak aklın geliştirilmesi gerektiğini ifade ederek sivil tolum örgütlerinin önemine dikkat çekti. Her bir ferdin sorumluluk idraki ile ülkenin geleceği adına inisiyatif almasının önemini belirterek "sorumluluk sahibi fertlerin oluşturduğu sivil toplum örgütlerine çok önemli görevler düşmektedir " dedi. 



Genel Başkan Mustafa GÜÇLÜ, yaptığı yazılı açıklamada: 


"Zamanın değişim içeren hızlı akışının sürat kesmeden devam ettiği günümüz dünyasında, ülke insanımızın ortak bir hedef etrafında geleceğini güven ve garantiye almak için sorumluluk duyarak artık bir şeyler yapmaya karar vermesi gerekmektedir. Fertlet giriştikleri işte, ilk önce o işi niçin yaptığının idrakinde olmalı ve sonraki aşamada yaptığı bu işte hiç çekinmeden ve bütün enerjisini verecek şekilde çalışmalıdır.Diğer bir ifade ile fertler yaptığı işin şahsen sonuna kadar bilinçli bir şekilde takipçisi olmalıdır.


Hazreti Muhammed (sav)“ümmetim yanlış üzere icma etmez”demiş ve ümmetinin topluca alacağı bir kararda yanılmanın meydana gelmeyeceğini beyan ederek, birlik halinde hareket etmenin önemi noktasında bir ipucu vermiştir.Hazreti Peygamber (sav) tebliğ ile görevlendirilmeden önce “Hılful Fudul” (Erdemliler Birliği) adını alan bir anlaşmanın içinde bulunmuştur. Bu anlaşmaya taraf olanlar toplum içinde hakkı yenenin yanında olup, hak yiyenlere karşı dikilmeyi kendisine prensip kabul ederek yaşadıkları coğrafyada düzen tesis etmeye çalışmışlardır.Hazreti Peygamber (sav) tebliğle görevlendirildikten sonra bile Hulful Fudul anlaşması hatırlatıldığında, böyle bir birlik yeniden oluşturulsa yine içinde olurum demiştir. Hak aramaya karar vermiş her insanla ortak bir zeminde birlikte hareket edilebileceğini ortaya koymuştur.


Türkiye’nin,bugünün ve yarınlarının huzurlu olabilmesinin yolu “ortak akıl” geliştirebilmesinden geçmektedir.Ortak akıl geliştirebilmek ise bugünlere nasıl geldiğimizi tahlil ederek, çıkardığımız sonuçlar ışığında ne yapmamız gerektiğini tespit etmekle mümkündür.Hakim olduğu coğrafyada ki insanları, adalet güven ve hoşgörü esasına dayalı olan sistemi ile yüzyıllarca birlikte yaşatan Osmanlı Devleti, kendi dışında gelişen ama daha sonra kendisini de etkileyen dış gelişmeler neticesinde, iç ahengine yitirmeye başlamıştır. Haşmetli yapısını koruyabilmek için yeni stratejiler geliştirmeye çalışmıştır. Bu stratejilerin hepsinin ortak yanı sivil toplum (millet) ile Siyasal toplum (devlet)mekanizması arasında bozulan ilişkileri yeni düzenlemeler yolu ile hayata geçirip, devletin sıhhatli bir şekilde işleyişinin devamını temin etmek olmuştur.




İşte tarihimizde Osmanlıcılık, Ümmetçilik ve Türkçülük diye adlandırılan akımlar bu gayretler neticesinde ortaya çıkmış gelişmelerdir.En nihayetinde bu uğurda Batı’yı esas alarak yürütülen çalışmaların ülkemize getirdiği nokta şudur: AB’nin kapısının önünde bekleyerek ve bin bir taviz vererek bizi içeriye alın demek.Fakat aslında önemli olanın AB’ye bizi alacaklar mı, almayacaklar mı diye düşünmekten ziyade, kendi dinamiklerimizi harekete geçirip, iç ahengimizi nasıl tesis edebileceğimizin ve aynı zamanda dünya milletleri arasında hak ettiğimiz yeri nasıl elde ederek geleceğimizin garanti altına alınmasının yollarını düşünmektir. Bu noktada yapılması elzem olan şey “sivil toplum” ile “siyaset toplum” arasında olması gereken ahengin prensipleri,  yani milletin varlığı ve demokrasinin olmazsa olmaz şartı “ortak aklı” geliştirmektir.


Sivil toplum bugünlerde çokça dile getirilmesine rağmen hiçbir zamanda olmadığı kadar risk altındadır. Zira toplum mühendisi ile yapılan çalışmalar neticesinde sivil toplum,siyasal toplumun gücünü elinde tutanlarca istendiği gibi yönlendirilen bir yapı haline getirmeye çalışılmaktadır.Bu gelişme sosyal bilimci olan Gramsci’nin ifade ettiği gibi sivil toplumun ortadan kalkmasını gündeme getirmektedir.Yani gelişen bu durum siyasal toplumun sivil toplum içinde erimesi gerekirken sivil toplumun devletin gücünü elinde tutanlarca siyasal toplumun içinde eritilmesi manasına gelmektedir.


 Osmanlı  Devleti’nin eridiğini görünce çözüm üretmeye çalışan Tanzimatın resmi teorisyeni Mehmet Sadık Rıfat Paşa“hükümeti halk için olup, yoksa halk hükümetler için mahluk değildir” diyerek ortaya yıllar önce güzel bir ölçü koymuştur.Fakat aradan geçen bunca yıl olmasına rağmen, halen bu ölçü esas alınamamıştır. Bu ölçünün hayata geçirilmesi için motor görevi yapması gereken sivil toplumun varlığının tehlikede olduğunun konuşulduğu bir ortamda yapılması gereken şey, ortak aklı üretmek için üzerine görev almış olan sivil toplum kuruşlarının kendi iç yapılarını manipülasyonlardan kurtarmalıdır. Bu çerçevede ilk iş olarak kendilerini bekleyen tehlikelere karşı mücadele etmek için,iç bünyelerindeki demokrasi anlayışını tamamen rayına oturtmak ve daha fazla faaliyet gönüllüsünü bünyelerine katmaya çalışmak olmalıdır.


Neticede umudumuz şu ki, genç bir nüfusa  sahip olan ülkemizde ortak aklı geliştirmek için taze beyinlersivil toplum kuruluşlarında aktif görev alarak ülkemizdeki toplumun daha duyarlı hale gelmesini sağlayacaktır.Unutmamalıdırki, tarihin akışına yön verenler tarihi sadece yaşayanlar değil ortak eylemlerle yazmaya çalışanlardır." dedi.


 Okunma Sayısı : 307         30 Mayıs 2018

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 442456

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.