TÜRKİYE VE AZARBEYCAN'NIN İSTİKBALİ BİR BÜTÜNDÜR

AZERBAYCAN VE TÜRKİYE’NİN İSTİKBALİ BİR BÜTÜNDÜR

Ermenistan’ın bugünlerde Azerbaycan’a gerçekleştirdiği saldırı bölgesel bir durum gibi gözükmesine rağmen daha derin anlamlar içermektedir. Gelecek günlerde Kafkaslarda yaşanması muhtemel ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren hadiselerin habercisi konumundaki Ermeni saldırılarının arkasındaki gücün Rusya olduğu düşünüldüğünde, ifade etmek istediğimiz derinlik daha iyi anlaşılabilir. Tarihin tekerrürden ibaret olduğu ve devletler açısından önemli olanın da aynı hatalara bir daha düşmemek için derin bir tarih okuması yaparak hareket etmek olduğu unutulmamalıdır.

Tarihsel bütünlük içinde Selçukluların, Osmanlıların ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ayağını sağlam yere basarak atılım yapmak istediği zaman gerek içerden gerek dışarıdan sorunlara boğularak nefessiz bırakılmak istendiği tarihi bir gerçektir. Milletler arası mücadelenin Atlantik’ten ağır ağır Pasifik’e kaymasıyla dünyadaki güç dengeleri yeniden oluşmaktadır. Bu yeni süreçte Türkiye önünde bir atılım imkânı bulmuştur. Türkiye Devleti’nin bu imkânı kullanamaması için sömürgeci egemen güçler ülkemizi çok farklı bölgelerde sorunlarla karşı karşıya bırakmak istemektedir.

Türkiye’nin, Irak’ta tutarlı bir duruş göstermeye çalıştığı, Suriye’de içine düştüğü cepheleşmeye çözüm aradığı, Libya’da attığı güzel adımla komşu devletlerle ikili çıkar ilişkisi kurmaya gayret ettiği, Orta Doğu'da Arap Devletlerinin İsrail ile yakınlaşmaya başladığı ve Akdeniz’de suların ısındığı bir süreçte, Ermenistan’ın, Azerbaycan topraklarına yaptığı saldırıyı bu kapsamda değerlendirmek lazımdır. Ancak Ortadoğu’da güçlü olmanın Avrasya’da güçlü olmaktan, Avrasya’da güçlü olmanın yolunun Ortadoğu’da güçlü olmaktan geçtiği günümüz dış politika ilişkilerinde, Türkiye Devleti tüm maddi ve manevi gücünü iyi toplayıp dengeli bir dağıtımla baş başa bırakılmak istendiği tüm dış sorunların üstesinden gelmesini bilmelidir.

Geçen hafta Avrupa Birliği Dış İlişkiler Sözcüsü Borel “imparatorluklar geri geliyor” dedi ve Türkiye’ye hafife alan Avrupa devletlerine tarihi hatırlatarak bir uyarı yaptı. Aslında tarih boyunca kendi kimliğini bir düşman etrafında oluşturduğu korku iklimi üzerine inşa eden tipik Avrupalı yönetici kimliğinin bu bakış açısında yadırganacak bir durum yoktur. Gerçekten de Avrupa Birliği kimliğinin zafiyet içinde olduğu bir dönemde, korku iklimi oluşturarak kimlik pekiştirmesi için Türkiye’nin seçilmesini normal görmek lazımdır. Ancak Borel bu ifadelerle Arap liderlere aman dikkat edin, Batı ile iyi ilişkiler içinde olun, yoksa Türkiye geliyor mesajı vererek halklarından kopuk Arap devletleri yöneticilerine ayar vermek istemiştir. Yani Rusya cephesi gibi gerek Avrupa Birliği, gerekse ABD cephesinden de güçlü bir Türkiye kendileri için açık bir tehdit olarak algılanmakta ve ne kadar sorunla muhatap kılınırsa, bu tehditin o oranda zayıflayacağına nanılmaktadır .

Acaba Türkiye ne yapıyor ki Rusya, Amerika ve Avrupa Devletleri endişeye düşerek üst üste hamleler yapma ihtiyacı hissediyor? Birinci olarak, Türkiye artık yakın çevresinde ki sorunlara edilgen değil etken bir özne olarak müdahil oluyor. İkinci olarak, etrafındaki ikinci çeperde vuku bulan hadiselere de kayıtsız kalmıyor. Üçüncü olarak, dünyanın Uzak Doğu, Latin Amerika ve Afrika’nın alt bölgesindeki ülkelerde dâhil olmak üzere diplomasi ve ticari ilişkiler kurmaya çalışıyor. Dördüncü olarak, dünya genelindeki haksızlıkları yüksek sesle dile getiriyor. Beşinci olarak, NATO, BM ve ikili ilişkiler kapsamında dünyanın çok farklı bölgelerinde askeri güç bulunduruyor ve bu tabloyu diplomasi sahasında bir güce dönüştürmeye çalışıyor. Altıncı olarak, özellikle savunma sanayinde girdiği teknolojik atılımı diğer alanlara taşımaya gayret ediyor. Yedinci olarak, Türkler kurdukları sivil toplum örgütleri ile dünyanın çok farklı mağdur bölgelerinde yaptıkları faaliyetlerle dünya genelinde sosyal politika sorunlarına duyarlı bir Türkiye algısı oluşturarak mağdur milletlerin sempatisini kazanıyor.

Türkiye Devleti’nin sayılan tüm bu hususlardaki atılımlarının sürdürülebilir olması için birinci olarak, ülkemizdeki beyin göçünü acilen durduracak önlemler alması lazımdır. İkinci olarak, ülke ekonomimizin içine düştüğü orta gelir tuzağından çıkmasını sağlayacak tedbirler hayata geçirilmelidir. Üçüncü olarak, dış politikada itilmeye çalışıldığımız yalnızlıktan Libya örneğinde olduğu gibi karşılıklılık ilkesinde temellendirilen ikili anlaşmalarla kurtulmaya yönelik sonuç alıcı hamlelere yapılamalıdır. Dördüncü olarak ülke bürokrasisinde yapılan görevlendirmelerde liyakat, ehliye ve vatana/millete sadakat noktasında tam yetkin olan fertlerin seçilmesine titizlik gösterilmesi şarttır. Bu hususları dikkate alarak hareket eden bir Türkiye’nin, uzun bir vadede olsa Türk dünyası, İslam dünyası ve komşu devletlerle olan ilişkilerini sağlam temeller üzerine inşa etmesini engellemeye egemen güçlerin kuvveti yetmeyecektir.

MUSTAFA GÜÇLÜ
ANADOLU-SEN KONFEDERASYONU
GENEL BAŞKANI

 Okunma Sayısı : 396         28 Eylül 2020

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 435967

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.